|
Mehmet Yılmaz
|
 |
« : Kasım 16, 2007, 04:05:19 ÖS » |
|
Ordu ve Doğu Karadeniz Bölgesinde sıkça kullanılan kelimeler: .... İlaveleriniz varsa LÜTFEN ekleyin....
Aba: Büyük kız kardeş, abla. Aba: Çocuk dilinde abla Abula: Abla Abula: Abla (Hemşin) Abula: Abla. Aba: Abla, teyze, hala, yenge Abula: Abla Acmag: Acıkmak Ac olmak: Acıkmak Ac'olmak: Acıkmak Aha: Bir şeyi arayınca aniden karşılaşınca, bir şeyi ani olarak anlayınca söylenir. 2-Tasdik, rıza gösterme bildirir, elbette, iyi, evet, doğru. Aha: Yumruk sıkılarak göğüs hizasında sallanır, bu sırada söylenir, sözü geçen kişinin cimri olduğunu anlatır. Aha işte, hemen şurada, böyle anlamındadır, yumruk ise el sıkılığı demektir. Aha: İşte burada. (Aha seni yakaladım.) Aha meydan: Hodri meydan. (Güreşeceksen aha meydan.) Aha: İşte o, işte şu. Alaf: Hayvan yemi. (ot, saman vs.) Alaflamag: Hayvanı yemlemek, yem vermek. Alaf: Hayvanların kışlık yiyeceği, saman, ot, mısır sapı. Alaflamak: hayvanlara yem, kuru saman, ot, vermek. Alaf: Yeşil ot, hayvan yiyeceği. (Kadınlar alafa gittiler.) Alaf: Hayvan yiyeceği, yal. Alaf: Arpa, yulaf gibi ekinler ekilerek elde edilen hayvan yemi. Alaf: Hemşin'de karayemiş, sarmaşık gibi yeşil bitkilerden oluşan hayvan yemi. Alafa gitmek. Andır: Asıl manası sahipsiz maldır. Ölen birisinin akrabalarına miras olarak bırakıp gittiği mal, vs. Şimdi, canlı dilde küfür ve beddua anlamında kullanılır. (Bazen "andıra galmış" şeklinde kullanılır.) Ander: 1) Cansız, fena, işe yaramayan, bakımsız, terkedilmiş, ölü malı. 2) Çirkin, uğursuz, miskin, tembel. 3)Garip, aciz, tuhaf. Ander çocukluk, ander felek. Anderin Gaybanası: Yokolasıca anlamında ilenme. Ander Kalmak: Olmaz olmak, yok olmak, ölüden arta kalmak. Ander kalasun biçiminde ilenme. Bir kimsenin sevdiklerinin yakınlarının ölmesini dilemek. Hander: sahipsiz, lüzumsuz. (Hander kalsun çenberun, yüzünü göremedum) Ander: Uğursuz, sahipsiz, metruk. Ander: Fena, kötü Ander kalmak: Kötülüğe kalmak, yok olmak Angırmag: Kuvvetle bağırmak, çirkin sesle genizden bağırmak (at, eşek vs.) Angırmak: Anırmak. (eşek) Angırmak: Anırmak (Eşek ANGIRIYOR) Arıg: Zayıf, cılız, sıska. Arıglamag: zayıflamak, zayıf hale gelmek, çelimsiz olmak. Ayrıca: Arıgca, Arıglaşmag, Arıglatmag, Arıglıg, Arıg-urug. Aruklanmak: Zayıflamak. (Kışın ARUKLANAN inekler, yaylada etlenirler.) Artmag: Miktar, sayı, ölçü vs bakımından çoğalmak, fazlalaşmak. Artırmag: sayısını, kilosunu çoğaltmak, hacmini sahasını büyütmek. Artmag: Çoğalmak. (İyi gurbetçi para ARTURAN gurbetçidir.) Becid: Acele, çabuk, süratli. Becid: Önemli, acele. Becid: Acele. (Bu işim çok BECİTTİR.) Bildir: Geçen yıl, bıldır. Buldur: Geçen yıl, bıldır. Buldur: Geçen sene. (BULDUR sene bolluk oldu.) Bildur: Geçen yıl. Buldir: Bkz. Bildur. Bıldır: Geçen yıl. Burmag: erkek hayvanları enemek, iğdiş etmek. Burmak: Enemek, erkekliğini gidermek. Buzovlug: İneğin döl yatağı. Buzakluk: İnek rahmi. Buzákluk: Hayvanda ana rahmi. Buzakluk: İnek rahmi. Cerge: Sıra Cerge arası: Sıra halinde ekilmiş bitkilerin arasında olan. Cergebecerge: Sıra sıra, sıralar halinde, saf saf. Cerge cerge: Sıra sıra, saf saf, sıralar halinde. Cergeleşmek: Sıra sıra dizilmek, sıralanmak, sıra halinde durmak. Çerga: Ot biçme işinde biçilen sıra. Divan(i Lügat-i Türk): çerkeşmek saf haline girmek, sıralanmak, dizilmek, çer savaşta karşılıklı duran sağlar. Çeri sözcüğü de çeriğ asker, asker dizisi, ordu sözcüğünden gelir. Çap: 1-Bir yazıyı, resmi vs'yi neşretme, yayınlama. Çap etmek: Yayınlamak. Çap etmek: El çırpmak, matbaa basmak. Çatmag: 1- Belirli bir yönde giderek varılmak istenen yere ulaşmak varmak. 2- İlerleyen bir adama, arabaya vs'ye yetişmek, ulaşmak. ...7_Kavuşmak, birleşmek. Çatmak: rastlamak. Çatmag: Rastlamak, erişmek. Dersen, bir daha ÇATARMIYIZ.) Çatmak: Rast gelmek. Çaynik: Çay demlemek için kap, demlik. Çaynik: Çaydanlık. Çaynıg: Demlik. (Bir ÇAYHIG çay içiniz.) Çepiş: Bir yıllık keçi yavrusu. Çebiç: Altı aylık keçi yavrusu. Çepiç: Bir yaşında keçi. Çimme: Yıkanma Çimmek: Yıkanmak Çimmak: Yıkanmak. Çor: Küfür, beddua ifadesi. Çorlanmak: Yemek, tıkınmak (olumsuz anlamda). Çorsu: Tuzlu, acı su. Çor: Hastalık, ishal, nasır vs. (Arkadaşım rahatsız, herhalde ÇORLAR tutmuş.) Çorlanmak: Yemekten boğulmak (çorlanasın), zehirli bir şey yemek (çor yiyesin). Dalda: 1-Sığınmaya ve korunmaya yarayan. 2- Korunmaya ve sığınmaya yarayan yer, emin yer. // Gizli yer. Dalda-bucagda: Gizli, göze görünmeyen yer, göz önünde olmayan yer. Dalda: Açıkta olmayan yer, kenar, gölgelik, ağaç altı, korunaklı yer. Daldalanmak: Gölgelik, korunaklı yere girmek. Gizlenmek, sığınmak. Dar: Ev, mesken, mekan. Darni/Drani: Evin üst katı. Saçakla döşeme arasındaki yer. Çok eskilerde buraya ot, mısır yaprağı gibi hayvan yemleri konulurdu. Bazen erzak deposu olarak da kullanılırdı. Daraba: 1-Tahta vs. ile yapılan bölme (oda içinde). 2-Evin yanına ahşap vs.den yapılan ek. Taraba: Tahta perde, bölme, duvar. Taraba: Tahta perde, tahta bölme. Deyirmi: 1-Daire şeklinde olan; yuvarlak, dairevi. 2-Yuvarlak. Değirmi: 1-Başörtüsü. 2-Boyu eni kadar olan kumaş ölçüsü. Bi değirmi tülbent. Anadolu'da yuvarlak anlamında değirmi çok yaygındır. Değirmi: Başörtünün üstünden sarılan tül çenber. Değerimi: Değirmi, yuvarlak, yassı. Deyme: Olgunlaşma, yetişme. Deymek: 1-olgunlaşmak, hamlığı, kelekliği gitmek. Değmek: Meyva olgunlaşmak, olmak. Değmek: Meyva olgunlaşmak. Değmek: Meyve olgunlaşmak. Ding: Çeltiğin tanelerini kabuğundan döverek ayıran araç. Ding: Mısır vb. tahılın kabuğunu ayırmakta kullanılan alet. Div: Şark masallarında kahramanlara karşı koyan çirkin, suratsız, haddinden fazla büyük boynuzlu efsanevi bir yaratık. Divdi suratlı: Sevimsiz kişi. Div: umulmadık büyüklükte canavar. Div: Dev Dizlik: 1-Erkeklerin pantolonun altından giydikleri (genelde beyaz patiskadan dikilen) uzun külot. 2-Kadınların giydikleri bel kısmı büzgülü etek. Dizluk: Şalvar Dizluk: Kadınların dizine kadar inen iç şalvarı. Dizlik: (İyidere'de) Uzun erkek donu, kilot. Ehli: Ehlileştirilmiş; ehlileşmiş, evcil. Ähğli: Akıllı, evcil. (Yabani hayvan kolay kolay ÄHĞLİleşmez. Eğli: Ehil, aşılanmış (meyva). Emcek: Meme, göğüs. Emçek: Meme Encam: Son, nihayet, sonuç Encami: Sonunda. (Encami ölüm var.) Gada: 1-Bela, dert, felaket. 2-"Gadası" şeklinde; yalvarış veya okşama ifadesi olarak rica yahut hitap bildirir. Gadanı alım: yalvarış veya okşayışla rica bildirir. Gada: Dert, hastalık, sıkıntı, bela. Gada: Dert, keder. Gada/Gadanı Almak: Çare olmak, avutmak. Gatıg: 1-Yoğurt. 2-Ekmekle beraber yenen, ekmekle beraber karın doyurmak için yene şey. Ayrıca: Gatıgaşı, Gatıgcı, Gatıgdoğraması, Gatıgguymağı, Gatıglamak, Gatıglanmak, Gatıglaşdırmag, Gatıglaşdırılmag, Gatıglı. Katuk: Yoğurt. Türkçe katmak'tan katık. Türkiye Türkçesinde ekmekle doymak gerektiğinde yanına katılan yiyecekler, peynir, zeytin, vb.dir. Gireve: Gizli yer, pusu kurulan yer. Gireve düşmek: Fırsat düşmek, imkân oluşmak. Gireme: Fırsat. Gorbagor: Ölen birine küfür olarak kullanılır. Gorbagor etmek: Ölen bir adamı tahkir etmek, rezil etmek, arkasından küfür etmek. Gorbagor olmag: Ölmek, gebermek. (Küfür olarak kullanılır.) Korbokor olmak: Kötü duruma düşmek. Gor: Mezar, kabir. Korbakor olmak: Yok olmak, kötü duruma düşmek. Gurut: Yuvarlak şekilde kurutulan çökelek, süzülüp kurutulan ayran. Kurut: Kaynatılmış, suyu alınmış sütten elde edilen süzme yoğurt. Guymag: Un ve yağla pişirilerek bal veya şekerle yenen bulamaç, hamur işi. Kuymak: Peynir katılarak mısır unuyla yapılan katı yemek. Kuymuk: Peynirli muhlama. Gülğüle: Gürültü, karışıklık, bağırıp çağırma. Gulgula: Hengame. (Bir GULGULADIR gidiyor, sonu belli değil.) Gümrah: Kıvrak, sağlam, güçlü, kuvvetli. //Çevik, canlı, hareketli. Gümrah: 1-Gelişkin, iyi yetişmiş. 2-Verimli yer. Güyüm: İçine su konan veya taşınan, uzun boğazlı, iri kulplu bakır kap; bakır testi. Gügüm: Su taşımaya ve ısıtmaya yarayan, yandan kulplu, boynu uzun ağzı dar, bakır kap. Güğüm. Gugüm: Güyüm. (GUGÜM su ile dolu.) Habele: Bunun gibi, böyle, bu şekilde, ayrıca. Haboyle: böyle, öyle bu biçimde. Böyle bu - ile'nin bileşiminden. Ha bole: Böyle Ha bule: Bkz. "ha bole" Haböyle: Böyle Haçan: Ne zaman, ne vakit. Haçan: Ne zaman, ne zamanki, madem. Açan: Ancak. Haçan: Ne zaman, Ne zaman ki. Haçan: Eğer. Hemail: 1-Kılıç, tabanca vs. omuzdan asmak için takılan kayış, hamail. 2-Boyuna takılan, üzeri ipekle süslenmiş kadın takısı. 3-Eskiden hastalıklardan korunmak için insanların boyunlarına taktıkları dua. Hamayli: Dört köşe madeni kutu içinde büyük muska. Arapça himale, hamile kökünden hamail kılıç bağı. Heşil: Suda pişirilip yağ ve pekmezle yenen hamur yemeği. Haşil: Un yağ lapası. Hodag: 1-Pulluğa koşulan öküz. 2-Az sayıda sığır güden sığır çobanı (daha çok çocuk ve buluğ çağına eren sığırtmaçlar için kullanılır, genellikle bunların her biri bir ailenin hayvanını güder.) Hodak: Çiftçi, çoban yamağı. Gümüşhane'de fakir aileler tarafından başka köylülere yıllık olarak kiralanan erkek çocuk. Hedak: Çiftçi yardımcısı, hodak. Hozan: Tahılı biçilmiş tarla. Hozan: başaklı bitkilerin kesilmesinden sonra tarlanın durumu. Hozan: Sonbahar. Hozan: Tarla. Hov: Şişkinlik, iltihap (yara). Hov elemek: Şişmek, iltihaplanmak. Hovu çekilmek: şişkinliği kaybolmak. Hovlanmak: şişmek, iltihaplanmak. Hov: Şiddet, hız, sürat. Hov: Öfke, öç, hırs, hayıf. Hovlamak: Öfkelenmek, kızmak, hayıflanmak. Hovlanmak: Bkz. "hovlamak". Hovini almak: Hevesini almak. Hurd-heşil: Ezik ezik, sağlam herhangi bir tarafı kalmayan, her tarafı zedeli. Hğurdameşil: Hurdahaş, dağılmış. İgit: Bir işte, kavgada yiğitlik, kahramanlık, mertlik gösteren, cesur, yiğit. İgit: Yiğit. (İGİTA bak İGİTA nasıl bindi tabuta.) İl: Yıl, sene. Dünyanın güneş etrafında bir kere dönmesiyle geçen zaman. İl: Yıl, sene. (Gurbete gittiğun İL oldu hala mektubun gelmedi.) İlan: Yılan. İlancıg: Ayakta kolda yara şeklinde görülen kemik vereminin halk arasındaki adı. İlancuk: Yılancık, mikropların bir sıyrığa veya yaraya bulaşmasıyla oluşan hastalık. İstekan: rus. Bardak, çay bardağı. İstekan: İnce belli çay bardağı. İstikan: Su, çay bardağı. (Bir İSTİKAN su verir misin?) İşgil: 1-Şüphe, ümit. 2-Zorluk, engel, zor durum. İşgil: şüphe, korku. İşgillenmek: kuşkulanmak. İşkirli: Vesveseli, tedirgin. İşlek: 1-Çalışmayı seven, çok çalışan, vaktini boşa geçirmeyen;çalışkan.//İşçi, amele. 2-Çok kullanılan, hareketli İşleg: İşlek. Kartof: 1-Patates bitkisi. 2-Patates. Kartof unu: Patatesten hazırlanan nişasta. Ayrıca: Kartofçıharan, Kartofçu, Kartofçuluh, Kartofdograyan, Kartofeken, Kartofkimiler, Kartofsoyan, Kartoftemizleyen. Kartof: Patates. Kartof: Patates. Kelef: 1-İplik, tel vs yumağı. 2-mec. Karışık şey. Ayrıca: Kelef dolaşmag, Kelef kimi, Kelefi dolaştırmag, Kelefi garışmag, Kelefin ucu açılmag, kelefin ucunu itirmek, Kelefin ucunu tapmag, İpek kelefine göndermek, Kelefleme, Keleflemek. Kelep: Çile, halka, dalda kalıp erimemiş kar. Kelepçe: İpliği kelep yapmak için kullanılan bir ucunda iki çıkıntısı olan çubuk. Ketan: Ketengillerden, mavi çiçekli basit yapraklı, lifleri dokumacılıkta kullanılan bir otsu bitki. Bu bitkinin liflerinden hazırlanmış kumaş. Ketan: Kendirden dokunan kumaş, kendir bezi. Kösöv: Bir kısmı yanıp kararmış veya yanıp sönmekte olan odun parçası. Oksek: Yakacak küçük odun. Ucu yanan değnek. Köynek: Gömlek. Mec. Elbise. İç Köynék: Fanila. (Yazun sıcağında İÇ KÖYNEK giyilir mi?) Kύmlek: Gömlek Küncüd: 1-Susam. 2-Bu bitkinin tohumu. Küncüd halvası: Susam helvası. Küncüd yağı: Susamdan elde edilen yağ. Küncüdlü: Susamlı, içinde susam olan. Küncü: Susam tanesi. Küp: Pranganın anahtarla açılıp kapanan kısmı. Kupli: Asma kilit. Kupli: Kilit, asma kilit. Kupli: Asma kilit. Küre: Kulakları uzun (koyun.) Güre: 1-Bir yaşından üç yaşına kadar tay. 2-Kulakları küçük koyun keçi. Kura: Kısa kulaklı koyun ve keçi. Küt baş: Akılsız, kalın kafalı. Kot kafa: Aptal, büyük, boş kafalı. Kot baş: Aptal kişi Küy: Gürültü, patırtı, kavga, münakaşa,eden kimselerin bağırıp çağırmaları. Küy düşmek: Heyecan, bağırıp çağırmak. Küy basmağı: Karışıklık, gürültü meydana getirmek. Kuyişma: telaşla bağırıp çağırma. Kuyis: Çığlık, bağırıp çağırma. Kuyis etmek: Çığlık atmak, bağırıp çağırmak. Kuyis etmek: Bağırmak, çığlık atmak. Lavaş: İnce ekmek, yufka ekmek. Lavaşçı: Lavaş pişirip satan kimse. Lavaşlamag: Lavaş ekmeği içine koyup bükmek. Lavaş: Yufka ekmeği tatlısı. Lengeri: Siniye benzeyen fazla derin olmayan bakır kap. Legen: geniş, yayvan kap. Lenger: Tepsi biçimli geniş sahan. Lobya: Fasulye. Bu bitkinin tohumu. Lobyalı: Fasulyeli. Fasulye ile pişirilmiş. Lobiya: Fasulye. Lobiya: Fasulye. Lobya: fasulye. Mete: Toprak üzerine oyun oynamak için çizilen daire. Mete mete: Daire içinde oynanan çocuk oyunu. Met: Dopdolu, Rize'de çelik çomak oyunu. Met: Çelik çomak oyununda çelik. Met değnek: Çelik çomak oyunu Met-Değenek: (İyidere'de metika) Çelik çomak oyunu. Meze: 3-mec. Naz, gamze, işve. Meze vermek: Naz etmek, gamze yapmak. 4-mec. Güldürücü şey. Mezelemek: Alay amacıyla taklidini yapmak, mimiklerle dil çıkararak kızdırmak. Nahır: Sürü, sığır sürüsü. Nahıra getmek: Nahır çobanlığı yapmak, sığır sürüsü gütmek. Bir nahır: Oldukça fazla, çok, sayı itibariyla çok. Nahırçı: Nahırcı, sığır çobanı. Nahir: Sığır sürüsü. Nan: Ekmek. Namna: ÇocOuk dilinde ekmek. Nanıg: Zayıf, güçsüz. Näni: Küçük, ufacık. Otarmag: Otlatmak. Otarılmag: Otlatılmak. Otarmak: Hayvan gütmek. (Sığırları akşam serinliğinde OTAR.) Otarmak: Otlatmak, gütmek. Oynag: Eklem, mafsal, boğum. Oynag: Mafsal, eklem veya dönek. Peltek: Dilini dişleri arasına alarak konuşan ve bundan dolayı bazı harfleri (r, l vs) doğru düzgün telaffuz edemeyen. Ayrıca: Pelteklenmek, Pelteklik. Pältäk: Kekeme. Saciyek: Sac ayağı Übrük: İbrik Öso: Ucu kor(yanan) dal Öndere-öğündere : Uzun sopa Çötre: Taşlarla oynanan bir çocuk oyunu. Yunmak: Yıkanmak Cıppan yapmak: Alkışlamak Hayat: Evin bir bölümü (Antre, giriş salon) Cımbış: Seyirlik durum. Eğiş(Eniş): Çoğunlukla ocakta ekmek yapımında kullanılan maşa, kürek vaazifesi gören metal alet. Goguzlamak: Aralamak (Pencereyi goguzla:Pencereyi arala).... Kaynak:Topcuoglu Goğuz olmak: Yaklaşık 3/4 büyüklük, tamamlanmasına ramak kalmak. Girebi:El orağı ve nacak arası kesici bir alet. Haccak (Haççak): Güzel, cici, hoş .... İlaveleriniz varsa LÜTFEN ekleyin....
|